Aşk konuştuğumuzda ne konuşuruz


0

”Herkesin kalbini duyabiliyordum. Oda karardığında bile hiçbirimizin kıpırdamadan, orada oturarak çıkardığı insan gürültüsünü duyabiliyordum”

Ukalalık olarak algılanmasını istemem, ama ben Raymond Carver’in öykülerini okurken bazen, ”Ben de böle yazabilirim”, hatta ”Daha da iyisini yazabilirim” diye düşünürken yakalıyorum kendimi.

Hatta bazen daha da ileri giderek, ”Ben bunu böyle yazmazdım. Belki de bu konuyu hiç yazmazdım” diye bile ahkam kesebiliyorum 🙂

Yani kısacası yazar olarak Raymond Carver’ı kendime hem çok yakın, hem de çok uzak hissediyorum demek istiyorum.

Bu da onun öykülerindeki sade, net ve sakin havasından olsa gerek.

Kısa kısa cümlelerle, gündelik hayattan sıradan ayrıntıları, davranışları, duyguları ve olayları anlatıyor.

Öyle büyük şoklar yaşatıp, derin izler bırakmıyor. Bu yüzden bazı öykülerini okuduktan sonra hemen unutabilir insan. Tıpkı gündelik hayatımızda iyi veya kötü unuttuğumuz bir sürü şey gibi. Ama Raymond Carver’ı ve tarzını unutmak imkansız.

Bu kitabındaki öykülerinden en çok Bildik işleyiş ve Aşk konuştuğumuzda neler konuşuruz adlı öyküleri sevdim.

Özellikle de ”Bildik işleyiş” öyküsünde çok dramatik bir ayrılığı anlatırken, hikayeyi sıradan bir olaymış gibi başlayıp, gerginlik noktasında küt diye bitirmesini sevdim 🙂

”Aşk konuştuğumuzda neler konuşuruz” öyküsünde ise ne aşkı yaşarken, ne de aşkı konuşurken hiç kimseyi, hatta kendimizi bile yargılama hakkına sahip olmadığımızı çok güzel bir şekilde anlatmış.

Genel olarak Raymond Carver’in öykülerinde bazen beni fazlasıyla rahatsız eden bir ayrıntı var. Kahramanları sürekli ve çok fazla sigara içiyor ve çok fazla alkol tüketiyor 🙁

Belki de bu ayrıntı bana onun erken ölümünü hatırlatıyor 🙁

Okuyun derim.


Like it? Share with your friends!

0
Meliha Doğu

0 Comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir