Bazı günler başlı başına bir felsefe…


Bugün yine Pessoa‘ya sığınıp, onun satırlarında kendimi bularak ve kaybederek derdimi anlatmak istiyorum.

Kendini anlamaya ve anlatmaya çalışırken, kendini bir başkasında bulmak, kendini onunla anlatmak gibi…

”Yıldızbatımı ağarıp sabah göğünde, hiçlikte kaybolduktan sonra ve meltem, aşağılarda gezinen bulutlara vuran ışığın turuncuya çalan sarısında serinliğini yitirdikten sonra- ancak o zaman hiçbir şeyden yıpranmış bedenimi, evreni düşündüğüm yatakta usulca doğurulabildim, oysa gece gözümü bile kırpmamıştım.

Gözlerim açık durmaktan yanarak pencereye gittim. Sıkış sıkış çatıların üzerine ışık, soluk sarı tonlarını serpiyordu. Bütün bunların uykusuzluğun mutlak sersemliği içinde seyrediyordum. Havai, anlamsız sarı en yüksek evlerin cephelerine konuyordu. Gözümü uzaklara çevirdiğimde, şehrin batı tarafında, ufuk yeşile çalan bir beyaza dönmüştü bile.

Biliyorum, hiçbir şeyi anlamamak kadar sıkıcı bir gün bekliyor beni 🙁

Biliyorum, bugün yapacağım her şeyde, henüz tatmadığım uykusuzluk yorgunluğunun değil, bu gece gayet iyi öğrendiğim uykusuzluğun payı olacak. Biliyorum, sadece uyumadığım için değil, ayrıca uyuyamadığım için de kopkoyu, yüzeysel bir uyurgezerlik yaşayacağım.

Bazı günler başlı başına bir felsefe, hayata dair bir yorumdur, evrensel yazgımızın kitabına noktayı koyan, acı eleştirilerle dolu, marjinal notlara benzerler 🙁

Saçma ama, bu derin, derin olduğu kadar yararsız yorumun harflerini, saçma bir kalem gibi, bu ağırlaşmış göz kapakları, bu bomboş beyin çizecek gibi geliyor”.

Ben, Fernando Pessoa’nın her satırında kendimi buluyorum nedense. Onu çok iyi anlıyorum ve söylediklerinin dışında, söylemediklerini de iliklerime kadar hissediyorum.

Yani onunla, son nefesime kadar sürecek güzel bir ilişkimiz var. Kimsenin bu ilişkiye bulaşmasına, gölgelemesine ve eleştirmesine de izin vermem 🙂

You may also like

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

five × four =

More From: Deneme

DON'T MISS