Derin devlet oldu devlet


Belma Akçura bu kitabında bizi kapkaranlık bir yolculuğa davet ediyor…

Dipsiz bir kuyuda dolaşarak, orada birikenleri ve birikmeye devam edenleri görüp, anlamaya… Yaşadığımız karanlık tarihin gerçekleriyle yüzleşmeye…

Aynı zamanda, kendimizle ve gerçeklerle baş başa kalacağımız bu yolculuğun aydınlık bir çıkışı olup, olmadığını da karar vermemizi de istiyor…

Bence bu dipsiz kuyunun çıkışı yok 🙁

Çünkü o kuyuda çok fazla ölüm ve göz yaşı birikmiş 🙁 Birikmeye de devam ediyor 🙁

Ama en kötüsü de birileri o kuyuda olup, bitenleri bilmesine rağmen, çözüm bulmak veya çözülmesine yardım etmek yerine, o kuyunun büyümesi için çaba sarf ediyor 🙁

Tanrıcılık oynayarak; hukuku, insanlık onurunu yok sayarak ve ”her şeyi devlet için yaptım” diyerek, acımasızca cinayetler işlenmesine emir veren bu canileri değil tarih, Allah bile affetmeyecek!

”Milletin iradesi” diyecek kadar ileri giden ve kendi kurdukları ”Derin Devlet”in çıkarları için canını acıttıkları, ağlattıkları ve öldürdükleri insanların, alın teriyle kazandıklarından nemalanıp, krallar gibi yaşayan tetikçiler…

Kullanılıp kullanılıp, sonra da ortadan kaldırılması gereken tetikçiler…

Böylece faili meçhul cinayetleri işleyenler de aynı kaderi paylaşmış oluyor ve işlenen bütün cinayetlerin çözülmesi de imkansız kılınıyor 🙁

1970- 2000-2006 yıllarını kapsayan bir araştırmanın ürünü olan bu kitabı okurken insanın ruhu daralıyor 🙁

Ben bazı cümlelere ve olaylara öyle takıldım ki, nefes almakta zorlandım…

Mesela: Ancak bir film karesinde görülebilecek bir sahne…

”Diyarbakır’da sabah hakim ve savcılar otururken, tank biçimindeki panzerin kapısından iki büklüm, birbirine zincirlerle bağlı, duruşmaya getirilen sanıklar, marş söyletilerek dolaştırıldı…” (Emekli Albay Ümit Kardaş anlatıyor) 🙁

İgne Kanette tarafından, ”Türkiye’nin süper işkencecisi” ilan edilen Mehmet Ağar’ın DGM’de yaptığı savunmasındaki şu cümleleri beni sarstı: ”Bizim hayatımızda kan, kurşun ve göz yaşı var…Ben sadece solcu teröristleri tanıdım, sağcı teröristleri tanıma şansım olmadı…Her şeyi devlet için yaptım…”

Şunu merak etmeden edemiyorum…

Acaba Mehmet Ağar evine gidince; o kan, kurşun, göz yaşı ve işkence kokan elleriyle çocuklarını huzurla okşayabildi mi?

Ben bu kitabı okurken en çok da güven kavramını sorguladım…

Devletine güven, ailene güven, eşine, dostuna güven…

Ama güveni sorgularken, elime sadece korku geçti 🙁

Kapkaranlık ve dipsiz bu kuyuyu yaratanlar da, o kuyunun içinde kaybolanlar da bana güvensizliğin korkusunu fısıldadı 🙁

O kuyunun bir gün hepimizi yutup, yok edeceği gerçeğini fısıldadı 🙁

Kaynak niteliğindeki bu kitabı mutlaka okuyun derim 🙂

 

 

 

You may also like

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 + 15 =

More From: KİTAP

DON'T MISS