Döşeğimde ölürken – Wıllıam Faulkner


8

”Yeryüzüne gelmemiz için iki kişi gerekiyor, ölmek içinse bir kişi yeter. Dünya böyle varacak sonuna”

Özel bir ilgi ve sabır isteyen bir kitap. Okunması birazcık zor 🙂

Hem konusu itibarıyla okunması zor, hem de yazılış biçimiyle okurken anlaşılması zor bir kitap. Okurken not tutmak şart. Çünkü hikaye bir sürü anlatıcı tarafından anlatılıyor. Yanılmıyorsam 15 anlatıcı var.

Aslında romanda yer alan karakterlerin anlattıklarından ziyade, zihinlerinden geçenleri okuyor, görüyor ve hissediyoruz. Bu anlamda eşi bulunmaz bir teknikle yazılmış bir roman olduğu kesin.

Roman 1929 yılında yazılmış, 1930 yılında yayımlanmış. O günkü koşulları ve insan ilişkilerini göz önünde tutarak, okumak önemli. Ancak o zaman yokluk, yoksulluk içindeki cahil bir ailenin yaptıklarını yargılamadan, anlayabiliriz.

Bir kere hikayenin hiç bir köşesinde sevgi yok 🙁

Hikayedeki anneye göre ”Sevgi, Biliyordum bu kelimenin de ötekiler gibi olduğunu: bir boşluğu dolduracak bir biçim; zamanı gelince bunun için de gurur ya da korku gibi, bir kelime olması gerekmeyecekti”.

Daha ilk çocuğunu doğurduğunda kendince ölmeye başlayan, ikincisinde ve üçüncüsünde kesin ölmeye karar veren bir anne. Bu annenin çocukları elbetteki sağlıklı olamaz.

Ama aslında  annenin de suçu yok. Çünkü, ”Ölü kalmaya hazırlanmak için yaşanır” diyen bir baba tarafından yetiştirilmiş.

Beş çocuğundan hiç birini isteyerek doğurmamış. ”Gördüm ki yaşamak korkunç bir şeydi. Kelimelerin bir şeye yaramadığını anladığım zamanlardı, kelimelerin söylemek istediklerime bile uymadıklarını”.

Hikayedeki babaya (kocaya) gelince…

İnançlarına körü körüne bağlı, inatçı ve düşüncesiz bir adam. ”Günah, günah. Söz verdim” diye tekrarlaya tekrarlaya, çocuklarının ve atların hayatlarını tehlikeye ata ata, karısının cesedinin kokuşmasına aldırmadan, kırk mil uzaktaki Jeferson’a götürmekten başka bir şey düşünemeyen bir koca sözüm ona. Ama on gün sonra sözünü yerine getirince, hamile kızının elindeki parayı alıp, dişlerini yaptıran ve başka bir kadına koşan bir adam.

Çocuklar ise… Hepsi birbirinden farklı ve garip ruh hallerinde dolaşırken, sağ sola savrulan ve doğuştan kaybolmaya mahkum çocuklar 🙁

Atalarında en çok anneye benzeyen Darl’ın hayat felsefesi, ”kimseyi sevmemek, en az işi görüp en fazla karşılığı almaktan” ibaret.

En acıklı durumda olan Dawey Dell- ”erkeğimsi bir kız”. Kim olduğunu, nasıl hamile kaldığını ve ne yapması gerektiğini bilmeyen, duygusuz bir varlık: ”Nasıl üzüleceğimi bilmiyorum. Ağlayabilir miyim, ağlayamaz miyim bilmiyorum. Deneyip denemediğimi bilmiyorum. Sıcak kör toprağın içinde ıslak bir tohum gibiyim”.

Çocukların arasında en akıllı karakter Cash. Ben hikayeye onun gözünden bakarak, anlamaya çalıştım.

Her şeyin farkında olan, gerçekleri olduğu gibi kabul eden; kaderine teslim olmuş, teslim olmaktan başka şansı olmadığını düşünen bir çocuk. O yüzden bacağı kırıldığında babasının onu hastaneye götürmek yerine, alçı niyetine çimentoyla tedavi etmesine sessizce katlanır 🙁

Zihninden geçen şu düşünceler, onu daha iyi anlamamızı sağlar: ”Kimi zaman diyorum ki hiçbirimiz am deli ya da tam akıllı değiliz, denge bir yana doğru kaymadıkça. Hani bir adamın yaptıklarından çok, onları yaptığı zaman çoğunluğun o adama bakışından anlaşılıyor bu galiba”.

Yazımın başında söylediğim gibi, okunması zor bir kitap. Özel bir ilgi ve sabır istiyor. Belki de ikinci kez okuduğumda farklı şeyler hissederim. Ama ikinci kez okuyabilmem için biraz zaman geçmesi gerekiyor 🙂

 


Like it? Share with your friends!

8
Meliha Doğu

0 Comments

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir