Ürkek Kuşlar – Feyza Hepçilingirler


”Nasıl büyüyor bu sözler içinde. Büyüdükçe öfke oluyor, öfke oldukça kinleşiyor, kinleştikçe kalın bir beton duvarı örüyor. Hiçbir keski kıramaz, hiçbir çekiç yontamaz artık o betonu. Yıllarla katmerlenen bir beton”

Rahmetli annemin çok sevdiği ve tekrar tekrar okumaktan zevk aldığı bir kitaptı. 2000 yılında alınmış.

Hemen oku diye ısrar etmişti annem. Okuyunca, onun kadar beğenmediğimi itiraf edememiştim 🙁

Yoğun iş hayatı döneminde, yollarda parça parça okumuştum. Belki de o yüzden hikayelerin ritmini tam yakalayamamış ve çabuk sıkılmıştım. Bütün kitaptan sadece ”Aykırı bir öykü” adındaki hikayeyi sevmiştim.

Aradan 18 yıl geçmiş. Birkaç gün önce kütüphanemde başka bir kitap ararken, elime takıldı. Acaba annem bu kitabı neden bu kadar çok sevmişti sorusu aklıma takıldı ve tekrar okumaya karar verdim.

Okuduğum süre boyunca da annemin hayali karşımdaydı ve hemen hemen her öyküyü onunla  tartışır gibi okudum.

Okurken hikayelerdeki kadınları da, annemi de daha iyi anladım. Hemen hemen hepsi canımı acıttı. Sordukları bazı sorular beni köşeye sıkıştırdı: ”Neden ben bir türlü doğrulamadım düştüğüm yerden? İyi ve kötü arasında başka bir durak yok mu? Ölmeden ölmeyi özlemek ne demek? Bütün düşler gerçek, bütün gerçekler düş olabilir mi?”

Sürekli düşünen, sorgulayan, şikayet eden, isyan eden ve sürekli konuşan kadınlar. Ama içinde ve içinden konuşan kadınlar. İçindeki sözcükleri seslendirmeye korkan, ya da seslendirmemeyi tercih eden kadınlar 🙁

”Sözcüklere değerlerinin ötesinde anlamlar yakıştırmanın, hiçbir zaman hak etmeyecekleri anlamlar yakıştırmanın yanılgı olduğunu düşünüyordu”.

Kırgınlıklarını, öfkelerini içinde biriktiren kadınlar. İçlerinde olup bitenleri etrafındakiler bilebilselerdi, neler olurdu acaba diye düşünmeden edemedim.

Çünkü ben de o kadınlar gibi konuşmayı istemediğim ve bilinmesini de istemediğim bazı kırgınlıklar biriktiririm içimde. Bazen o biriktirdilerimin altında ezilecekmişim gibi hissetsem de, onları konuşmaktansa mezarıma götürmeyi tercih ederim.

”Sevgiye dikkat” öyküsündeki Melahat hanımın da söylediği gibi, ”İnsan içinde toplaya toplaya yükleniyor yılları. Bir yaşa gelip dayandığında, içinde biriktirdikleri öylesine ağır basıyor ki dibe çekiyor onu. Şimdi yapılacak şey, kendini boğulmaktan kurtarmak”.

Ben yazarak boğulmaktan kurtuluyorum 🙂

Kitapta beni en çok etkileyen cümle şu oldu: ”Kendi başına yapmaya cesaret edemediği ne kadar şey varsa, kaynanası söyleyince yapmıştı”. Bana başlı başına öykü yazdırabilecek bir cümle 🙂

İşte bir kitabı ikinci kez okumanın faydaları: Aynanın her köşesinden bakmayı öğrenirken, karakterleri ve hikayelerini daha iyi anlamak. Hatta onlardan esinlenip, yeni hikayeler bile yazmayı istemek 🙂

Belki bu kitabı 0n yıl sonra tekrar okurum. Bakalım o zaman neler hissedip, neler yazmak isteyeceğim 🙂

 

You may also like

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 + thirteen =

More From: KİTAP

DON'T MISS