web analytics

Uzak kıyılar – Kristin Hannah


”Kaybettiği hayalinden o kadar korkuyordu ki, yokmuş gibi yapmayı tercih ediyordu. Kendi kanatlarını bağlayan bir kadın, çocuklarına uçmayı nası öğretir”

Son zamanlarda sürekli ve ameliyat edercesine öykü okumaktan biraz bunalmış olmalıyım ki, bu roman bana ilaç gibi geldi 🙂

Elime kalem kağıt almadan, not tutmadan, yani ders çalışır gibi değil de, ayağımı uzatıp okuma zevkini sonuna kadar çıkardım.

Akıcı ve peşinden sürükleyen bir dil. Kadınların çok daha iyi bildiği ve sık sık şikayet ettiği konular etrafında dönen bir hikaye.

Aşk, fedakarlık, ertelenen hayaller ve beklemeye alınan hayatlar bir gün mutlaka mutsuzluğu getiriyor. Mutsuzluk kapıyı çalınca da, bir şeyler kırılıp dökülüyor 🙁

45 yaşındaki Elizabeth aniden babasını kaybedince sarsılıyor ve bu sarsıntı onu kendi hayatının muhasebesini yapmaya zorluyor. Yıllardır yüzleşmeye ertelediği gerçekler sıraya dizilince de, 24 yıllık evliliği boyunca kendisi için hiç yaşamadığını, kendini unuttuğunu; yani kendi hayatında kendini kaybettiğini fark ediyor. Yeteneklerini, hayallerini de kendisiyle birlikte bekleme odasına hapsettiğini görünce de, etrafındaki her şey anlamını yitiriyor. ”İncinmiş duyguları, kendi kurduğu bariyerlerden taşıyordu. Ansızın keder içinde boğulmaya başladı”.

Elizabeth, herkesten ve her şeyden uzaklaşarak, okyanusun dibindeki evine kapanıp, kendini hatırlamaya ve ruhundaki kırıkları tamir etmenin yolunu aramaya başlayor. Buluyor da…

Evlenmeden önceki resim yeteneğini hatırlıyor, ama kocasının ve çocuklarının hayatlarını  yaşarken o tutkuyu öldürdüğünü ve yeteneğini kaybettiğini düşündüğü için elini fırçaya uzatmaya korkuyor.

Kız arkadaşının zorlamasıyla, ”Kadınlar için tutku destek grubu” toplantılarına katılmaya başlıyor ve o gruptaki konuşmalar sırasında kurlan bir cümle, korkularına meydan okumasını tetikliyor: ”Yetenekler gelip geçicidir. Bir yeteneği geri istiyorsanız, bazen onu bulmak için derinleri kazımanız gerekebilir”.

Elizabeth, fırçayı eline alır almaz da resim yapmanın ne hissettirdiğini hatırlıyor: ”Uçmak, havada süzülmek gibiydi”.

Ama uçmanın o kadar da kolay olmadığını da hatırlamak zorunda kalıyor elbette ki 🙁 ”Bazı şeyleri tekrar kazanmak için insanın dizlerinin üstüne çökmesi  kötü bir şey değildir. Dizleriniz camdan olup, ilk darbede parçalara ayrılabilecek olsa da”. 

Bunu göze aldıktan sonra da, onu köşeye sıkıştıran korkularıyla daha güçlü bir savaşa girişıyor.

Richard Bach‘ın dediği gibi, ”Gerçekleştirecek gücü bulamayacağınız hiçbir dilek yoktur. Ama bunun için çalışmalısınız!”

Elizabeth, kendi hayallerinin peşinden gitmeye ve kendini mutlu etmeye başladıktan sonra da hayatındaki bütün parçalar birleşiyor. Birleşince de de gerçek mutluluğu yakalamış oluyor 🙂

Okuyun derim! Kendi hayatınızdan bir şeyler bulacağınıza emin olabilirsiniz 🙂

You may also like

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × 4 =

More From: KİTAP

DON'T MISS