web analytics

Sen benim herşeyimsin


0
1 Paylaşım

”Hiçbir acı, hiçbir yara, hiçbir kaza, hiçbir üzüntü seni benden alamaz baba…”

Babalık kavramı etrafında dolaşan, muhteşem bir baba-kız ilişkisini anlatan bu filmi seyretmeseydim ve yazmasaydım çatlardım 🙂

”Çocuk büyütme rehberi” adlı Meksika yapımı filmden uyarlanmış olduğunu bilmeden seyretmiş oldum ve bana çok tanıdık, bizden ve sıcacık geldi hikayesi.

Tolga Çevik çok sevdiğim bir oyuncudur. Bu filmdeki performansıyla, hikayedeki hiçbir şeyle yakından ve uzaktan bir benzerlik söz konusu olmasa da, bana babamı hatırlattı nedense.

Söylediği ve yaptığı bir şey de değil üstelik. Gözlerindeki bir tutam ışık, pırıltı ve bir tutam hüzündü sadece 🙂

Belki de bu sebeple filmdeki hikayeyi Sedat’ın gözünden seyrettim, hissettim ve yaşadım.

Hikaye çok güzel anlatılmış, Oyuncular çok, çok güzel seçilmiş. Kamera çekimleri, mekanlar, doğa ve müzik muhteşem.

Ama bence bu filmi bu kadar etkileyici yapan, hikayeden ziyade Duygu karakterini canlandıran Tuna Çevik.

Kesinlikle ve kesinlikle ”boynuz  kulağa geçecek”. Bakışları, sesi, beden dilini kullanma yeteneği yeni bir yıldızın doğumunu işaret ediyor.

Gelelim baba karakterlerine…

Diğer babalardan çok farklı iki baba karakteri de hiç çaba sarf etmeden kendilerini sevdiriyor seyirciye :)İkisi de sıra dışı. İkisi de çatlak.

Birincisi hayatın tesadüflerden ve korkulardan oluştuğuna inanan ve tesadüfleri kucaklayarak korkuların üstüne üstüne gidilmesi gerektiğine direten bir adam.

İkincisi de babasının bütün zorlamalarına rağmen, tek başına korkularını yenememiş bir adam.

Kaderin cilvesi işte. O tesadüflerden ve korkularından kaçtıkça, onlar da üstüne üstüne gelmeye devam ediyor.

Hiç beklemediği ve hiç hazır olmadığı halde ansızın bir bebekle baş başa kalınca paniklemesi ve ondan kurtulmaya çalışması normal. Ama sonra kızını korumak için hiç düşünmeden onuncu kattan atlar, hayatını bir çırpıda değiştirir ve kendinden vazgeçerek, onu her şeyin üstünde tutmaya başlar.

Hele hele kalbinin delik olduğunu öğrendiğinde, onu mutlu etmek için her şeyi, ama her şeyi yapar. Hayatını riske atar, yalan söyler, annesiyle ilgili akla hayale sığmayacak hikayeler uydurup, mektuplar yazıp, annesinin adından kızına gönderir.

Sekiz yıl sonra annesi gelip, kızını ondan almak için her yolu denerken, Sedat sadece ve sadece kızının mutluluğunu düşünür. Kızının son nefesine kadar da onun istediği her şeyi yapar ve mutlu bir şekilde ölmesini sağlar.

Kader Sedat’a hayata ve korkulara dair öğrenebileceği bir sürpriz sunar. Ama o sürpriz kalbinde doğuştan gelen bir delikle gelir ve ona sekiz senenin, seksen seneye bedel olabileceğini öğretir.

Filmi seyredeli on gün olmasına rağmen, Sedat’ın son sahnedeki son sözlerini hala unutamıyorum: ”Hayatta en çok sevdiğim iki insanın anılarıyla yaşıyorum. Biri bana hayata başlamayı öğretti. Diğeri de bana her şeye rağmen hayata devam etmeyi…”

Seyretmediyseniz, mutlaka seyredin. Ruhunuza ilaç gibi gelecek 🙂

 


Bu Yazıyı Beğendiniz Mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0
1 Paylaşım

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

nineteen − four =