web analytics

Öyküyü okumak – Feyza Hepçilingirler


1
1 Paylaşım, 1 Beğeni

”Öykü hep zor kalacak” cümlesiyle başlayan ve öykü okumanın neden zor olduğunu anlatan bir kitap.

”Türkiye’de okumak zordur. Edebiyat yapıtı okumak daha zordur. Öykü okumak en zorudur. Kendisini edebiyat okuru diye tanımlayan yüz kişiden yirmisi bile iyi öykü okuru değildir” diyor yazar.

Bence daha da az. Çünkü çoğunluk gerçeklerden kaçmak ve rahatlamak için pamuk şekeri tadında, su gibi akan, yormayan romanlar okumayı tercih ediyor. Birkaç gün sonra konusu unutulan, iz bırakmayan romanlar.

Ama bir edebiyat yapıtını, hele hele ki öykü okumak emek isteyen bir şeydir. Müzik dinleyerek, her yerde ve her zaman okunabilecek bir şey değildir.

”Bir kere okur, okuyacağının öykü olduğunu bilerek başlayacaktır okumaya. Yazarın her şeyi ona hazır vermesini beklememesi gerektiğini farkında olacaktır” diyor yazar.

Bana göre diken üstünde oturmak gibidir öykü yazmak ve okumak. Her an tetikte olmak, her an her türlü sürprize hazır olmaktır. Çünkü, ”Öykü yumuşak yumuşak okşamaz; başında ya da sonunda sarsar okuru. Bir tümceyle, bir ünlemle, bir sözcükle; kimi zaman susarak. Gerektiği yerde, gerektiği kadar susmak. Etkilemek için çırpınmaktan çok daha iyi sonuç verir. Susmak alanı daraltır, öyküyü kısaltır”.

Bazen en kısa öykü, en etkili öykü olabiliyor. Bazen tek bir cümle onlarca satırdan ve sayfadan daha çok şey anlatabiliyor 🙂

Bu konuda Feyza Hepçilingirler, Hemingway’ın en kısa öyküsünü örnek olarak veriyor…

”Bütün bir öyküyü hiçbir zaman altı sözcükle yazamazsın diyen arkadaşlarını susturmak için belki de yazdığı ve en iyi eserim dediği öykü İngilizce altı, Türkçe de sadece beş sözcükten oluşuyor:

”For sale: Baby shoes, never used

”Satılık: Bebek ayakkabısı, hiç kullanılmamış”

Bu cümlelerden çıkar çıkarabildiğini, düşün düşünebildiğin kadar, hissedebildiklerinden yola çık bakalım nereye gideceksin dercesine, okuru sıkıştıran ve kışkırtan bir cümle 🙂

Feyza Hepçilingirler, ”Öyküyü okumak” kitabında on üç öyküye yer vermiş ve her birinde yazarın neyi, nasıl, niçin ve neden anlatmaya çalıştığını irdelemiş. En az ele alınan öyküler kadar değerli bu öykü çözümlemeleri.

Ben en çok ”Apartman”,”Sessiz Ali” ve ”Geyikler, Annem ve Almanya” öykülerini beğendim. Fırsat buldukça sitemde de bu öyküleri paylaşmayı düşünüyorum 🙂

”Öyküyü okumak” ders kitabı niyetine okunabilir. Öykü yazmaya çalışan ve öykü okumayı sevenler için eşi bulunmaz bir hazine 🙂

Yazımın sonunda, Feyza Hepçilingirler’in bir düşüncesine neden katılmadığımı paylaşmak istiyorum.

Öykü okumayı çok seven ve kendince öykü yazmaya çalışan biri olarak şu satırlar benim kulağımı tırmaladı:”Yavuz Ekinci’nin öyküsünün sonunda, ‘Batman, 16.09.20042 notu var. (Gereksiz bir soru: Bu tek günün tarihi, öykünün bir günde yazıldığı anlamına mı geliyor; yoksa bitirildiği günün tarihi mi bu ? Gereksiz not: Şiirlerin, öykülerin altında böyle bir tarih görünce şaşırmadan edemiyorum). Ertesi günün gazetesine yetiştirilecek köşe yazısı değil ki bu. Dinlendirilecek, demlendirilecek, tekrar tekrar yazılacak bir edebiyat yapıtı”.

Bense şiirlerin ve öykülerin altında tarih görmeyi tercih ederim. Çünkü o tarih bile benim okuduğum öyküyle ilgili fikrimi etkileyebilir. O tarih bana ne zaman ve ne tür şartlarda yazıldığına dair ipucu verebilir.

Bence o tarih, yazarın ilk bitti diye düşündüğü ve virgül niyetine koyduğu noktadır. Yazmaya başladığı gün değil. Bazen bir öykü, bir şiir bile günlerce yazılabilir. Ama o duygu yoğunluğun ve havada uçuşan kelimelerin ortasında, yazılanın iskeleti oluştuğu ve oldu galiba diye kalp çarpıntıların yaşandığı andır. Bittti diye düşünülerek o tarih atılır ve mutlu mutlu masadan kalkılır 🙂

Sonra elbette ki yazılanların üzerinden tekrar tekrar geçilir, o iskelet kısmen veya tamamen değişebilir.

Ben mesela yazdıklarımı düzeltirken, o tarihe dönerek aynı duygu yoğunluğunu yakalamaya çalışıyorum. O yüzden tarih ve yıl benim için önemli 🙂

”Öykü söylenenler kadar söylenmeyenlerle kurulur. Öyküde dil dışı gibi görünen her şey, dilin içinde olup bitiyor.Kurgu dille sallanıyor, kişiler dille canlanıyor, atmosfer dille yaratılıyor. Öyküde dil dışı bir şey yok, dilin dışında öykü yok”…

Yazımı bu güzel satırlarla noktalamak istedim :


Bu Yazıyı Beğendiniz Mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

1
1 Paylaşım, 1 Beğeni

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

20 + 6 =