web analytics

Okurken ne duyarız, ne görürüz


1
4 shares, 1 point

”Okuyanlar gözleriyle okurlar ama okudukları şeyi duyarlar” der William Zinsser

Ben kendimi bildim bileli hem duyarak, hem de görerek okurum. Bana göre yazılı olan her şeyin bir ritmi vardır ve o ritim beni yakalarsa peşinden gider, görerek ve yaşayarak okurum. Yani kare kare hikayeyi görürüm, bir kısa film misali 🙂 Bazı kareler çok ayrıntılıdır, bazıların da sedece çerçevesi vardır.

Benim okuma ritmimi bozan ve dikkatimi dağıtan şeyler ne olabilir?

Uzun uzun cümleler, aşırı süslemeler, aşırı ayrıntılar, hiçbir şeye hizmet etmeyen kıyaslamalar, göndermeler ve akıl vermeler. Bana akıl veren, benim yerime düşünen ve ne hissetmem gerektiğini anlatan öyküleri ve romanları bitiremem veya bitirmiş olmak için okurum.

Bana göre okuyucunun yazara saygı duyduğu gibi, yazarın da okura saygı duyması gerekiyor. Yönlendirmelerle, şartlamalarla veya parmak sallayarak verilen mesajların bir yere ulaştığına inanmıyorum.

Yani kısacası okuyucu, yazarın gördüğü, hissettiği ve düşündüğü gibi görmek, hissetmek ve düşünmek zorunda değil.

Hepimiz aynı romanı okurken farklı şeyler görebilir, karakterleri zihnimizde farklı farklı canlandırabiliriz. Eğer o romanın filmi çekilmediyse 🙂 Filmi çekildiyse kesin bir yönlendirme oluyor bana göre.

Mesela Tolstoy’un ”Anna Karenina” romanını filmi seyrettikten sonra okursak, zihnimizde Anna Karenina’yı çirkin veya sıradan bir kadın olarak canlandırma şansımız yok. Çünkü dünyanın en güzel kadınları bu filmde (filmlerde) rol aldılar.

Aynı şey ”Dr. Jivago” için de geçerli benim için. Filmi pek sevdiğimi söyleyemem. Kaç defa seyretmeye niyetlendiysem, zar zor bitirmişimdir. Film muhteşem olabilir, ama ben önce romanı okuduğum için, benim zihnimde canlandırdığım Dr.Jıvago’yla bir ilgisi yok 🙁

Ben bir okur olarak bazı romanların filmi çekilmemeli diye düşünüyorum. Romanın etkisini, niteliğini ve güzelliğini zayıflatıp, karakterleri canlandıran kişilerin öne geçmesine sebep oluyor. Bu da bana göre eşi bulunmaz eserin edebi değerini ve gücünü etkiliyor. Ayrıca okurun hikayeyi zihninde kendi hissettiği gibi canlandırma hakkını da elinden alıyor 🙁

Mesela ben hayalimdeki Raskolnıkov’a, Dr. Jivago’ya, Anna Karenina’ya, Madam Bovary’ye, Don Kişot’a, Ağlayan Nietzsche’ye kimsenin dokunmasını istemiyorum. Bir okur olarak da bu benim hakkım. Eminim benim gibi düşünen kişi sayısı az değildir 🙂

Ayrıca böyle düşünen yazarlar da var. Marquez‘ e bir röportajda, ”Yüzyıllık Yalnızlık” romanının neden filmini çekilmesini istemediğini sorulduğunda, ”Çünkü okurun yaratıcılığına saygı göstermek istiyorum. Ursula teyzenin ya da Albay’ın yüzünü istediği gibi hayal etme hakkı elinden alınmasın” diye cevap vermiş.

Bir de ben büyük eserlerinin tekrar tekrar okunması gerektiğine inanırım. Hikayeyi daha iyi anlamak, daha farklı görebilmek, belki de daha farklı duymak ve hissetmek için 🙂

Nabokov, ”Biz büyük müzik eserlerini, besteleri tekrar tekrar dinleriz değil mi” diyor. O zaman büyük romanlar da yeniden okunmak için yazılmıştır aslında…”

Aynen öyle 🙂


Like it? Share with your friends!

1
4 shares, 1 point
Meliha Doğu

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir