web analytics

Unutulmuş Düşler Mağarası- Nilgün Canel


0
2 shares

”İnsanın var oluş hikayesini şekillendiren güdü merak, araç ise yaratma düşünce”

Dünyadaki varoluşumuzun en temel taşı yaratıcılık olduğunu düşünen herkes bu kitabı zevkle okuyacağına eminim. Çünkü çok akıcı bir dille, kısa, öz ve etkili bir biçimde yaratıcılık kavramı ele alınmış…

Unuttuklarımızı, bildiklerimizi, üzerinde durmaya erteledilerimizi hatırlatan; düşünmek için yeni ipuçları veren ve de yeni bir şeyler öğrenmek için değişik yaratıcı çalışmaları ve başarı örnekleri önümüze seren bir kitap.

Neticede yaratıcılık, nefes aldığımız sürece ”dünya ile bağlantı kurma yolumuzdur”.

Hepimizin biliği gibi, Maslow’un ”İhtiyaçlar Hiyerarşisi”nde her yeni basamakta ihtiyaçlarımız değişmesine rağmen, ”değişmeyen tek yol arkadaşımız” yaratıcılığımızdır.

Rollo May’ın da dediği gibi, ”Yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyası ile karşılaşmasıdır. Varlığımızı yaratarak ifade ederiz. Yaratıcılık, oluşun zorunlu bir devamıdır”.

Kendimizi anlamak, doğayla bağlantı kurmak, dünyayı ve her şeyi anlamak, mutlu olmak, hayata tutunmak, hatta bazen hayatta kalmanın aracıdır yaratıcılık. Yazarın bu konuda verdiği en uç örnek çok anlamlı, düşündürücü ve öğretici bence…

Nazı kamlarında ölümü bekleyen esirlerin gizlice ele geçirdikleri kağıtlara çizdikleri resimleri, masa ve sandalye bacaklarını oyarak yaptıkları heykeller. Eski bir esir bunu tek bir cümleyle şöyle özetlemiş: ”Her gün yaşayabilmek için bunu yapma zorundaydık”.

Nilgün Canel’in de söylediği gibi, ”Beynimizin içinde bir yandan çok kıymetli bir hazine, bir yandan da patlamaya hazır bir bomba ile geziyoruz”. Mesele bunu nasıl ve niçin kullanacağımızda. Çünkü silah da, savaş da, tıpkı resim, heykel, müzik, ya da roman gibi yaratıcılığımızın bir ürünü.

Benim için yaratıcılık çocukluğumdan beri gerçeklerle başa çıkmanın ve travmalarımı atlatmanın yoludur.

Köşeye sıkıştığımda, korktuğumda, çaresiz hissettiğim olayların karşısında, ya da nefesimi daraltan insanlardan kendimi korumak için hayal gücüme sığınırım. Mesela bir gün bir hastanen koridorunda, nefesimi tutup beşe kadar saydıktan sonra pencere kenarına gitmiştim. Hayalimde önümdeki pencereyi tuz buz edene kadar defalarca yumruklamıştım. Arkasından birkaç kez derin derin nefes alarak, yanındaki pencereye geçmiş ve zihnimdeki kalemlerle renkli renkli çiçekler çizmiştim 🙂

Daha başka yaratıcılık oyunlarım da var, ama kitaba dönelim…

Amerikalı psikolog Guilford’un yaratıcı düşünce modelinde tanımladığı kriterlerle yazımı tamamlamak istiyorum.

Birincisi Akıcılık. Yani çok sayıda fikir üretmek, pes etmemek demek. İkincisi Esnek Düşünme. Esneklik, farklı farklı kategorilerde fikir üretebilmek, fikirler arasında geçiş yapabilmektir. Yani probleme farklı açılardan bakıp, daha çok ve orijinal çözümler bulmaktır. Üçüncü kriter ise Orijinallik. Kimsenin düşünmediğini düşünmek, özgün fikirler, az rastlanan cevaplar demektir. Son kriter ise Zenginleştirme. Yani fikirlerin detaylandırılması, ”Bir fikir yakaladığınızda tamam bulduk demek yerine, bu fikre başka ne ekleyebilirim” diye düşünmektir.

Herkesin bildiği gibi yaratıcılık görmekle başlar. Yani gözümüzün önünde olan şeye, veya bir zamanlar baktığımız yerlere farklı bir gözle, yeni bir şey görerek bakmak.

Mevlana bunu çok güzel özetlemiş. Görmekle bakmak arasındaki fark nedir diye sorduklarında, ”Senin baktığına herkes bakar, ama ya görebildiğini herkes görebiliyor mu? Aradaki tek fark sensiz” demiş.

Eğer okumadıysanız bu kitabı mutlaka okuyun derim 🙂


Like it? Share with your friends!

0
2 shares
Meliha Doğu

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one + thirteen =