web analytics

Sizin hiç babanız öldü mü


-1
-1 Beğeni

Bu kitap benim canımı çok, ama çok acıttı.

Kitabın başlığı ve açar açmaz ilk sayfada karşıma çıkan Cemal Süreyya’nın bu sözü zaten nefesimi daralttı…

” Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü, kör oldum.”

İlk vuruş en hassas noktama yapılınca kitabı bir nefeste okuyup, bitireceğimi düşündüm, ama yanıldım.

Tam iki hafta sürdü bu kitabı okumam 🙁

Elime aldım, bıraktım. ”Okumaya devam etme” diye kendime kızarak söylendim, ama merakıma yenik düşüp yine okumaya devam ettim.

1980-1990 yılları arasında ülkemizde yaşananlar, ödenen bedeller ve o bedellerin sebep olduğu travmalar anlatılmış bu öykülerde.

İşkencenin alasını çekmiş bir kadının gözünden anlatılanlardan köşeye sıkışmamak imkansız.

”Öylece” adındaki ilk öyküde daha okuduklarımdan kala kaldım.

”Mutluluğun resmini çiz deseler, hücreyi çizerdim o an” cümlesinde bir anlık şaşkınlıktan sonra, şu satırlar bana tokat etkisi yarattı…

”Oklavayla hamur açar gibi açarlar ayaklarını, kan toplamasın diye. Patlar tabanların. İyidir patlaması. Kangren olmaz kan toplamayınca”

Anlatılan korkunç gerçekler mizah çerçevesinden anlatılmış olması daha da etkileyici olmuş.

Falaka sopalarına kalından inceye doğru takılan adlar benim için bir süre tulumba tatlısından, vezir parmağından ve kadayıftan uzak durmama sebep olacak her halde 🙁

Yazarın da dediği gibi, ”Mizah en iyi panzehirdir”, ama insanın canını çok acıtan bir panzehir.

Kalbimi en çok sıkıştıran cümle şu oldu, ”Hayvanlar öldürmek için saldırır. Yaralayıp da salmak insana mı has? Ya yaralayıp yarasıyla oynamak, yeniden kanatmak. Oymak yaralarını, kemiklerini kırmak, öylece bırakıvermek”.

En çok ”Muhayyel bir mektup” adındaki öyküyü sevdim.

O öyküden sonra affetme ve affedilme kavramları kafamı karıştırdı. Herkesin kafasını karıştırdığı gibi.

 


Bu Yazıyı Beğendiniz Mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

-1
-1 Beğeni

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

fourteen + 14 =