web analytics

Ölümün süt dişleri – Osman Şahin


0
3 Paylaşım

”Giysilerim içinde o denli güven içindeydim ki, yere her bastığımda yoksulluğumun duvarlarını azar azar yıktığımı sanıyordum. Yüreğimi okşayan müthiş bir duyguydu bu”

Bu öyküleri okurken bir duygudan diğer duyguya savrulup gittim. Çokça canım acıdı ve hüzünlendim. Yer yer kendimden utandım bile 🙁

Her halde bir daha, ‘Ben çok büyük sıkıntılar yaşadım ve bazı travmalarımın bedeli çok ağırdı’ deme hakkını kendime tanımayacağım 🙁

Çünkü küçük Osman’ın yaşadıklarını okudukça, benim yaşadıklarım eriyip, yok olup gitti.

Yokluğun, yoksulluğun ve çaresizliğin kol gezdiği bir dönemde, yaşamak için verilmesi gereken bir savaşın ortasında yapayalnız bir çocuk. Çocukluğun ne olduğunu öğrenme şansı olmayan, büyümüş de küçülmüş bir hayat bilgesi.

Her şeye sevgiyle bakan, her şeyin, yoksulluğun bile kıymetini bilen, öğrendikçe öğreten bir kahraman 🙂

”Yere sürekli yalın ayak basmaktan tabanlarım genişlemişti, kalın nasırlarla kaplıydı. Parmaklarım da taraklanmış, yayılmıştı iyice. Ama çok sevinçliydim. Yıllardan beri beni büyük bir sabırla dağa taşa taşıyan çıplak ayaklarım, şimdi de Mersin’e taşıyordu beni. Geleceğim bu yürüyüşün sonundaki sınava bağlıydı”.

Ben sık sık benim için, yazılı olan her şeyin bir ritmi olduğunu vurgularım. Yani okuduğum bir metin ritmi yüreğime dokunursa onu severim. Dokunmazsa sevemem 🙂

Ama bu öyküleri okurken, bazı metinlerin kokuları da olduğunu keşfettim. Öyle ki, küçük Osman’nın anlattığı hemen hemen her şeyin kokusu burnumu tırmaladı ve beni mutlu etti…

Annesinin yaptığı bazlamalar, içtiği çorba, çobanlık yaptığı dağlar, onu ıslatan ”ince şaşkın yağmur”, Dicle Köy Enstitüsü’nde eline ilk kez aldığı sabun, ellerini kuruladığı peşkir…

Ama en çok da sevginin kokusu mutlu etti beni 🙂

Kitabın ilk satırından son satırına kadar varlığını hissettiren; bazen gülümseten, bazen de hüzünlendiren sevgi damlacıkları.

Beni en çok etkileyen ve gözyaşlarımı coşturan satırlar şunlar oldu: ” Elleriyle başımın üzerini örttüler. Başımın üzerinde birleşmiş eller, parmaklar örgü gibi birbirine girmişti. Bu, nere gidersen git, ellerimizin altındasın. Yolun açık olsun demekti”.

Bazı kitaplar vardır, 200-300-400 sayfa okursun, okursun hiçbir şey anlamaz ve öğrenmezsin. Ama bu 100 sayfalık kitap bana çok şey hatırlattı, düşündürdü ve öğretti 🙂

Okumadıysanız, mutlaka okuyun derim.

 


Bu Yazıyı Beğendiniz Mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0
3 Paylaşım

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

six + five =