web analytics

Bugün neler öğrendim- Gökhan Çınar


0

Bu sabah şiddetli bir bağ ağrısıyla uyandım. Ya da uyanır gibi yaptım. Omuzlarımda biriken çözülmüş, çözülmesi gereken ve çözülmesi mümkün olmayan sorunlar ve yükler beni tekrar uyuşturmak için hazır bekliyordu.

Çırpınmaktan yorulan yüreğim nefesimi yavaşlatıp, pes etmek, vazgeçmek istediğini haykırmaya hazırdı. ”Çok yoruldum, yapamıyorum, olmuyor. Benden bu kadar” diye ona eşlik etmeye hazırdı beynim.

”Kalksam ne olur, kalkmasam ne olur ki” diye söylenerek, içimi daha çok karartmaya başlamıştım ki Can Bey üzerime zıpladı ve bıyıklarıyla gıdıklayarak, yüzümü koklamaya başladı.

Can Bey, hayatımın son ve en büyük aşkıdır. Çoktan kedi olduğunu unutturup, birçok insandan daha İNSAN gibi davranan ve beni benden daha çok seven Can Bey. Kendini sevdirerek beni iyileştirdiğini ve mutlu ettiğini düşünen, kocaman yürekli bir Melek, Tanrı’nın güzel bir hediyesi 🙂

Elbette ki onun sayesinde kendime gelmem uzun sürmedi.On dakika sonra Türk kahvemi yapıp, kitabımı elime aldım bile:)

Gökhan Çınar’ın ”Geçecek mi?” kitabının 107’ci sayfasındaki ”İhtiyaç” bölümünü okumaya başlar başlamaz, ”tesadüfün bu kadarı” diyerek gülmeye başladım 🙂 🙂 🙂

Bu bölümü sizinle de paylaşmak istedim. Okuyunca neden beni gülümsettiğini ve neden bana ilaç gibi geldiğini anlarsınız. Kim bilir belki size de ilaç gibi gelir…

”Bugün ben neler öğrendim?

Bir kedinin sevilme ihtiyacına nasıl sahip çıktığını öğrendim bugün ben. Sabah erken çıkarken apartmanın kapısında bir kediyle karşılaştım. Geldi ve sevgi istedi. Beni fazladan sevmiyormuş gibi yapmadı. Bana kendini sevdirmek için araya arkadaşlarını sokmadı. İnanmadığı, ait olmadığı gibi davranmadı. Beni hoş tutmak için özel bir çabası olmadı. Sahte bir güler yüzünü, samimiyetsiz bir miyavlamasını görmedim. Sevmekten yorulduğumda uzun sessizliklerle beni cezalandırmadı. Uzaktan bakarak sevgi isteyen halini anlayayım diye beklemedi. Çok sevilsin diye mağduriyetten bahsetmedi. Sevgimin karşılığında bana iyilik teklif etmedi. Bir gönderme ya da imada bulunmadı. Uzun uzun bekleyip yanıma yaklaşmak için hesap kitap yapmadı. Ondan önce hangi kedileri nasıl sevdiğimi umursamadı. Sevgimi isterken mahcup olmadı. Sevgisini alırken tüylerinin renginden, kuyruğunun boyundan, patilerinin şeklinden utanmadı. Yürüdü, yanıma geldi, sevgisini istedi, aldı, doydu ve uzaklaştı. O kadar!

Bir köpeğin dinlenme ihtiyacına nasıl sahip çıktığını öğrendim bugün ben. İşe giderken otobüs durağında uyuklayan bir köpekle karşılaştım. Gözlerini kapattı ve uyuklamaya başladı. Oradan gelip geçenler onunla oynayıp, oyalanmak istedi. O ise kafasını çevirerek, ”Bana biraz müsade” dedi. Mahalleden arkadaşı olan köpekler havlayarak onu bir göreve çağırdı. Uyku ihtiyacını fark edip sorumluluğunu erteledi. Elinde mamalarla gelen bir kadına göz ucuyla baktı. Uykusuzluğu ağır bastığı için yemekten bir süreliğine vazgeçmeyi seçti. Köşesinde tüm cüssesiyle devrilirken bir iç çekti ve bir süreliğine gücünün azaldığını kabul etti. Mahmurluğunu, uyuşukluğunu dert etmedi. Onun enerjisine, koşuşuna, havlayışına alışık mahalle sakinlerinin onu şaşkınlıkla seyretmesini sorun etmedi. Tüm koşturmacasına bir mola verip dinlenmeyi kendisine hak gördü. Koruma, kollama, sadık olma, güçlü durma işlerini bir süre arkadaşlarına bırakarak yükünü paylaştı. Durmak ve dinlenmek için sakatlanmayı, hastalanmayı, yaşlanmayı beklemedi. Yürüdü, durağa geldi, köşesini seçti, yerini beğendi, uzandı ve dinlendi. O kadar!

Bir nergisin görülme ihtiyacına nasıl sahip çıktığını öğrendim ben bugün. Cam kenarından akıp giden yolu izlerken kendi mevsimini kutlayan bir nergisle karşılaştım. Toprağın üstünden tüm güzelliğini gösterdi bana. Renklerinin farkındaydı. Sarısını parlattı, beyazıyla aydınlattı. Gövdesine vuran rüzgarla beraber eşsiz kokusunu verdi etrafına. Üstüne düşen güneşle birlikte ışıltısını gizlemedi çevresinden. Sanki o an orada olmayı, var olmayı, kendisi olmayı sevdiğini anlatıyordu herkese. Görülürüm de başıma bir şey gelir diye korkup çiçeklerini saklamadı. Görülmem de kıymetim bilinmez diye korkup kendisini yerinden, kökünden ayırmadı. Yoldan geçenlerin bakışlarından korkmadı. Yere düşen gölgesinin siyahında kaybolmadı. Yanındaki gürültünün sesinden çekinip kapanmadı. Açmıştı bir kere. O toprağa doğmuştu bir kere. Vardı ve varlığını sergiledi. Mevsimini kaybettiği zor zamanları olmuştu. Kokusunu almayanların umursamazlığını görmüştü. Dalından parçasını koparanların verdiği acıyı tatmıştı. Zor anlara, yok sayanlara, canının yakanlara rağmen oradaydı. Orda olmanın, hayatta kalmanın zorluklarını biliyordu da . Açıyordu ama acıyordu da. Korkuyordu ama kokuyordu da. Onu koklayanların övgülerini kabul etti. Hayran bakışlara keyifle gövdesini gösterdi. Manzaranın, mevsimin, esintinin tadını çıkardı. Kapanmadı, saklanmadı, kendini reddedip soldurmadı. Öylece durdu. Göründü, görüldü. Renk verdi, kendisini gösterdi. O kadar!

Bir çocuğun kendisi olma ihtiyacına nasıl sahip çıktığını öğrendim ben bugün. İşyerinin hemen karşısındaki parkta yalnız bir çocukla karşılaştım. Mutluydu çocuk. O andaki yalnızlığından bir hayal yaratmıştı. Uydurduğu sözlerden de bir şarkı yaratmıştı. Yüksek sesle onu seslendirdi. Kimin izlediğiyle, sesinin güzelliğiyle, etrafın ”ne der”iyle hiç ililenmedi. Dizleri yaralıydı. Gömleği yırtıktı. Elleri kirliydi. Beni görünce korkup yarasını kapatmadı. Mahcup olup gömleğini çekiştirmedi. Ellerini arkasına saklamadı. Bana el salladı. Gülümsedi yüzüme. Onun hakkında ne düşündüğümle ilgilenmedi mesela. Birbirimize benzemeyişimizi yadırgamadı. Benim işte, onun parkta oluşunu dert etmedi. Benim mesaime içlenerek oyunundan vazgeçmedi. Onun oyununu anlamam için çaba göstermedi.

”İsterse gelir, merak ederse sorar” dedi her halde. Toprağa batırdı ellerini yeniden. Çamur doldu tırnaklarının içleri. Dizleri, paçaları simsiyah oldu. Oyun bunu gerektiriyordu. O da hakkını verdi. Bir ara yoldan geçen kadının yanına yaklaşıp bir şeyler sordu. Reddedilirim diye kaygılanmadı. Merakının tonunu gelebilecek cevaplara göre ayarlamadı. Heyecanının sesini kısmadı. Taktiklere veya taklitlere başvurmadı. ilgisini çekenden kendisini alıkoymadı. Çocuktu daha. Yaşından başından utanmadı. Sonra dönüp oynadı biraz daha. Sonra oyunu bitti o gün için o parkta. Sıkıldı. Sıkılınca arkasını döndü ve gitti. Sıkılmamış gibi yapmadı. Saati dert etmedi. Gününün geri kalanını planlamadı. Akan zamana kendi oluşunu teslim etti çocuk. uyum göstermekle, onay almakla, oyalanmakla uğraşmadı. Merak etti, keşfetti, keyfini çıkardı, oyunu bitti, sıkıldı ve gitti. O kadar!


Bu Yazıyı Beğendiniz Mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

three × 1 =