web analytics

Edebiyat terapi- Mine Özgüzel


0

Yazıma şu soruyla başlamak istiyorum: ”Siz hiç gözlerinize, gözbebeklerinize baktınız mı?”

Bu da nerden çıktı demeyin. Hiç düşünmeden gerçekten, ama gerçekten yapmayı deneyin 🙂

İtiraf etmeliyim ki kitaptaki bu soru bende resmen tokat etkisi yarattı. Sebebine gelince…

Ben çocukluğumdan beri etrafımdaki herkesi daha iyi tanımak ve daha iyi anlamak için gözlerinin taaa içine bakarım. Orada gördüklerim benim için daha önemli ve güvenilirdir, söylenenlere nazaran..

Ama bugüne kadar aynanın karşısına geçip, kendi gözlerimin içine uzun uzun bakmak ve orada gördüklerimle yüzleşmek aklıma gelmedi 🙁

Mine Özgüzel’in kitabı bunu ilk defa yapmamı sağladı. Sonuç inanılmazdı. O yüzden mutlaka denemenizi, hatta sık sık yapmanızı tavsiye ediyorum 🙂

Bu kitabı da okumadıysanız, hemen alıp okumaya başlamanızı tavsiye ediyorum. Kendinizden bir şeyler bulmak, kendinizi daha iyi anlamak; bugüne kadar hayata dair sorduğunuz sorulara daha farklı cevaplar bulmak için ve en önelisi de okuduğunuz ve sevdiğiniz yazarlara daha farklı bir gözle bakmayı denemek için bu kitabı mutlaka okuyun.

Yavaş yavaş ve tekrar tekrar okunması gereken bir kitap.

Ben bitmesini istemediğim için yavaş yavaş okudum. Yazarı kendime çok yakın hissettim. Yalnız olmadığımı fark ettim. Onda kendimden bir şeyler buldum. Onun sayesinde kendime kırık bir ayna tutup, kendimi daha iyi tanıdım.

Ben de yazar gibi, ”bugün hala şu soruları sorarım kendime: Kimim? Ne istiyorum? Varoluşum ne?”

Etrafımdakiler buna çok şaşırıyor ve ”Bu soruları kendine sormak için biraz geç kalmadın mı?” diyerek küçümseyen bakışlarla beni süzüyor 🙂

Oysa bana göre her insanın son nefesine kadar kendine sorması ve doğru cevabı bulmak için çırpınması gereken bir soru.

Mine Özgüzel de öyle düşünüyor ve varoluşunu ölümüne dek sorgulamaktan vazgeçmeyen Sartre‘yi işaret ediyor. Onun şu cümlesinin altını kalın kalın çiziyor: ”İnsan, kendisini oluşturduğu varlıktan başka hiçbir şey değildir”.

Peşinden Andre Gide‘nin, ”Ölene dek hiç durmaksızın gelişiminize devam edin” sözünü de ekliyor.

Ben kitapta en çok Virginia Woolf ve Dostoyevski için yazılanlardan etkilendim. Bugüne kadar onların yazdıklarına odaklanırken, iç dünyalarında olup bitenleri araştırmaya unuttuğumu fark ettim.

Mine Özgüzel’in ”Edebiyat Terapi” kitabını okurken, dilimin ucunda hep aynı cümle dolaştı: ”Onunla tanışmalı ve oturup uzun uzun sohbet etmeli”.

İnşallah en yakın zamanda bunu yapabilirim 🙂

Yazımı Dostoyevski’nin bir sözüyle noktalamak istiyorum : ”Kendi karanlığınıza girin ve oradan aldığınız size ait içsel mücevherlerinizle yukarı çıkın” 🙂


Bu Yazıyı Beğendiniz Mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0

0 Yorum Mevcut

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 + twelve =